top of page

Başarılı İnsanlar Kaygılarının Üstesinden Nasıl Geliyor?

Morra Aarons-Mele HARVARD BUSINESS REVIEW

Size küçük bir sır vereyim: Oldukça başarılı insanların bir kısmı kaygı yüzünden harap oluyor. Bu insanlar, en kötü senaryoları düşünerek yolunda gitmeyebilecek en küçük şeyler konusunda bile endişeleniyorlar. Hatalar konusunda telaşlanıyor ve kendilerini olumsuz bir şekilde başkalarıyla kıyaslıyorlar. Övgüyü bir kenara atarak negatif geribildirimlere odaklanıyorlar..

Başarılı insanların yaşadığı kaygı pek çok yönden faydalıdır. Bireylerin şevkini, sıkı çalışmasını ve başarılarını teşvik eder. Bu insanlar ödüllendirilmiş çalışanlardır; çünkü en iyisinden daha azıyla yetinmezler ve ekstra çaba gösterirler. Ancak faydalı görünen bu kaygı kontrol edilmezse performans ve kariyer süreçlerini zayıflatarak insanları perişan hale getirebilir.

Avukat Mark Goldstein’i düşünün. Birkaç yıl önce yolsuzluktan dava edilmek gibi felaketleri düşünmeden edemiyordu. Ayrıca kendini sürekli iş arkadaşlarıyla karşılaştırıyordu. Mark, “Firmamızın yaklaşık bin 800 avukatı var. Benim dışımda kalan bin 799 avukatın, iş ve hayat stresiyle bana kıyasla çok daha iyi baş edebildiğini düşünüyordum” diye anlatıyordu. Bunu telafi etmek için sürekli olarak e-postalarında bir hata var mı diye kontrol ediyor ve tatillerde bile çalışıyordu.

Nihar Chhaya da buna benzer bir hikaye anlatıyor. Chhaya, liderlik koçu Marshall Goldsmith tarafından dünyanın en iyi 100 kıdemli koçu arasında gösterilmişti. Buna rağmen Chhaya, sürekli olarak kendi işinin sendeleyebileceğini düşünür ve tek başına olmaktansa daha büyük bir şirkette daha iyi durumda olup olmayacağını sorgulardı. “Zihnimde benim dışımda herkes harikaydı. Sadece ben başarılı olamıyordum” diye ifade ediyordu.

İtiraf etmeliyim ki ben de aynı problemi yaşıyorum. Kısa bir süre önce, yalnızca davetle girilebilen bir iş kitabı yazarları grubuna katılmam istendiğinde birden paniğe kapıldım. Çok satan kitap yazarlarının, popüler TED konuşmacılarının ve hatta bir korgeneralin olduğu bu gruba dahil olabilecek biri miydim? İmposter sendromunu çok şiddetli bir şekilde hissediyordum.

Birçoğumuz şunu yapıyoruz: psikologların düşünce tuzağı diye adlandırdığı (başkalarının bilişsel çarpıtma ya da düşünme hatası dediği) otomatik olarak ortaya çıkacak kadar kökleşmiş, doğru olmayan, olumsuz ve önyargılı düşünce kalıplarına yenik düşüyoruz. Bundan dolayı net bir şekilde göremiyoruz. Etkili iletişim kuramıyoruz; başarılı olamıyoruz ve gerçek temelli kararlar alamıyoruz. Bu, hem bizim üzerimizde hem de liderlik ettiğimiz takımın üstünde kötü etkiler yaratabilir.

Ne yazık ki düşünce tuzakları başarılı ve kaygılı insanlar arasında oldukça yaygındır. Bazı insanlar bundan kaçınmak için fazla çalışır. Bazıları da düşünce tuzaklarıyla alkol, uyuşturucu, uzak durma ya da pasif agresif davranışlarla başa çıkmayı dener. İlk olarak yapmanız gereken şey tuzakların çeşitlerini anlayıp hangisine yatkın olduğunuzu belirlemektir. Daha sonra bundan kurtulmak için kararlı, açık ve araştırma temelli adımlar atabilirsiniz.

DÜŞÜNCE TUZAKLARI VE KAÇIŞ YOLLARI

İş yerinde yaygın olarak bizleri etkileyen 11 çeşit düşünce tuzağı vardır. Bu tuzakların her birinden belirli yollarla kaçınabilirsiniz. Aşağıdaki örneklerin çoğu David Burns’ün İyi Hissetmek: Yeni Duygudurum Tedavisi (Feeling Good: The New Mood Therapy) and The Feeling Good Handbook kitaplarından alındı. Ben de özellikle kaygılı ve başarılı insanları etkileyen birkaç örnek ekledim.

Ya hep ya hiç düşüncesi. Burns bu tuzağı, durumları siyah ya da beyaz görme eğilimi olarak tanımlıyor. Örneğin bir durum sizin gözünüzde mükemmel değilse bunu tam başarısızlık olarak görebilirsiniz. Buna en yaygın örnek iş mülakatlarıdır. Ya hep ya hiç düşünürleri mülakatta yaptıkları tek bir hataya ya da keşke söyleseydim dedikleri bir söze odaklanarak oradan ayırılırlar. Bunun sonucunda da mülakatın tam bir fiyasko olduğunu düşünürler. Mülakatı bir bütün olarak düşünmek daha sağlıklıdır. Elbette bazı şeyleri daha farklı yapsaydım diyebilirsiniz; fakat geniş çerçeveden baktığınızda mülakat iyi geçmiştir. Ya hep ya hiç düşünürlerine karşılık yapılabilecek en iyi şeylerden biri “ya da” sözcüğü yerine “ve” ifadesini yerleştirmektir. Mülakatlarda iyi ve kötü anlar olabilir. Yani iyi ve kötünün bir karışımıdır.

Bir durumun berbat olduğu fikrine kanaat getirdiyseniz, güvendiğiniz ve tavsiye alabileceğiniz birine ulaşın. Ben genelde eşime ya da eski iş ortağıma danışırım. İkisi de beni iyi tanır ve mükemmel ya da başarısız arasındaki gri tonları görmeme yardımcı olurlar.

Etiketleme. Burns’e göre etiketleme ya hep ya hiç düşüncesinin aşırı bir biçimidir. “Bir hata yaptım” demek yerine kendinize olumsuz bir etiket yapıştırırsınız ve şunu söylersiniz: “Ben bir eziğim.” Hepimizin kendimizi eleştirirken kullandığı etiketler vardır: “başarısız,” “beceriksiz,” “kabiliyetsiz,” “hak etmeyen.”

Problemin kaynağını bir insanın davranışına ya da düşüncesine değil karakterine dayandırırsanız durumu düzeltemezsiniz. Eğer normal bir insan gibi hata yaptığınızı ya da kötü kararlar aldığınızı (Ara sıra hata yaparım) düşünmek yerine doğuştan kötü olduğunuzu (Ben başarısızım) düşünüyorsanız aslında pes etmişsiniz demektir. Başkalarını etiketlerken de durum böyledir. Burns şu şekilde ifade ediyor: “İnsanları tamamen kötü olarak görüyorsunuz. Bu da düşmanca hissetmenize sebep oluyor ve yapıcı bir iletişim için yeterli alan kalmıyor.”

Bu düşünce tuzağıyla (ve diğerleriyle) başa çıkmanın en iyi yollarından biri, düşünmeden yaptığınız varsayımınıza karşı durumun artılarını ve eksilerini incelemek için dengeli düşünmeyi kullanmaktır. Kötü bir karar verdiğinizi düşünün; aklınıza ilk gelen düşünce “Ne kadar da aptalım!” olacaktır. İlk olarak aptal olduğunuza dair kanıt nedir? Bu örnekte sadece yanlış bir karar verdiğiniz anlaşılıyor. Hatayı tanımlayın. Sonrasında şunu düşünün: Verdiğiniz tek bir kötü karar gerçekten aptal olduğunuzu mu gösteriyor? Elbette hayır. Karşı görüşleri belgelemek de yardımcı olacaktır. Aptal olmadığınızı gösteren kanıtlarınız var mı? Yetenek ve kabiliyetlerinizi doğrulayan pek çok kanıt bulacağınızı düşünüyorum. Dengeli düşünmek, size geliştirebileceğiniz alanları işaret ediyorsa (ve bu alanlar sizi endişelendiriyorsa) bu sadece dikkatinizi vermeniz ve daha fazla çaba göstermeniz için bir işarettir.

Acele sonuca varmak. Bu tanıdık düşünce tuzağının iki şekli vardır. İlki, bir kişinin size olumsuz tepki verdiği sonucuna keyfi olarak vardığınızda ortaya çıkan zihin okumadır. (Terfi almayı hak etmediğimi düşünüyor. Benden nefret ettiğine eminim.) Diğeri ise kanıt olmasa bile olayların kötü sonuçlanacağını düşüncelerini kapsayan kehanetlerde bulunmaktır. Bu da eylemsizliğe neden olabilir. (Neden uğraşayım ki?)

Önceden bir iş arkadaşımla koridorda karşılaştığımda bana gülümsemediği için kızgın olduğunu düşünmüştüm. Sonradan çocukları hasta olduğu için endişeli ve mutsuz olduğunu öğrendim. Ayrıca sunum zamanlarında hep büyük bir hata yapacağımı düşünürdüm; bu yüzden de hata yapmaya daha meyilli olurdum. Acele sonuca varmanın iki şekli de özgüveni, verimliliği, ilişkileri ve karar almayı zayıflatır.

Bu düşünce tuzağına gerçeklikle karşılık verebilirsiniz. Kendinize şunu sorun: “Başka bir insanın düşüncelerini bilmem gerekiyor mu? Gelecekte neler olacağını gerçekten bilebilir miyim?” Ayrıca kendinize geçmişte acele sonuca vardığınız ve hatalı olduğunuz zamanları da hatırlatabilirsiniz.

Felaket senaryoları yazmak. Bu düşünce tuzağı hiçbir kanıt olmadan ya da birkaç kanıtla en kötü sonuca ulaşmayı ifade eder. Küçük bir lekeyi kara tümör gibi görürsünüz. Sizin için önemli biriyle tartıştığınızda ilişkinizin biteceği anlamını çıkarırsınız. Mükemmel bir performans değerlendirmeniz yoksa kovulacağınıza inanırsınız. Felaket senaryoları yazan kişi konu ne olursa olsun her zaman en kötüsünü bekler.

Tekrar söylemekte fayda var; bu düşünce şekli performansınızı düşürür. İşinizdeki nakit para akışının beklentinizin altında olduğunu düşünün. Birden şirketin batacağından ve işinizi kaybedeceğinizden endişelenirsiniz. Rasyonel beyniniz bunun pek mümkün olmadığını bilse de bu düşünce tuzağına düşerseniz. Bundan dolayı da en saçma senaryolar bile akla yatkın gelir. Böyle durumlarda ödüllü yazar Ashley C. Ford’un şu tavsiyesini düşünün: “Kaygı öyle güvenilmez bir anlatıcıdır ki size yalan söyler ve her şeyin sürekli kötüye gideceğini dile getirir.” Ford ise kendinize şunu hatırlatmanızı öneriyor: “Hisler, gerçekler değildir.”

Mantıksızlıktan çıkmak için mantıklı bir yol bulmakta zorlanıyorsanız zihninizdeki düşünce sarmalını durdurmak için küçük ama anlamlı bir adım atmayı deneyin. Sizi ikna edebilecek tarafsız bir gözlemciye danışabilirsiniz. Ya da kendinizi biraz olsun felaket tarafından uzaklaştırmaya çalışın. Küçük bir uzaklaşma bile beyninizin yeniden odaklanmasını ve verimli çalışmasını sağlar. Gelecek yıl ya da önünüzdeki üç ay ne yapacağınıza odaklanmaktansa yakın süreçte neler yapacağınıza odaklanın.

Süzgeçten geçirme. Burns, zihinsel süzgeçten geçirmeyi şu şekilde tanımlıyor: “Tek bir negatif detayı alırsınız ve onun üzerine yoğunlaşırsınız. Yani tıpkı bardaktaki suya düşen bir mürekkep damlasının suyun rengini değiştirdiği gibi gerçeklere bakışınız değişir ve kararır. Burns, sunumuna çok olumlu geribildirimler alan ama bunları önemsemeyip tek bir iş arkadaşının eleştirel yorumuna takılan bir kişi örneğini veriyor.

Elbette bu durumun tersi de mümkün. İnsanlar yolunda giden şeylere çok fazla yoğunlaşıp yolunda gitmeyen şeyleri görmezden gelebilir. Kaygılı ama başarılı insanlar olumsuzluklar üzerinde durmaya daha meyillidir; bu yüzden iyi yaptıkları şeyleri fark edip bunlardan yararlanmakta başarısız olurlar. Bu da cesaretlerini kaybetmelerine hatta umutsuzluk hissine yol açabilir.

Bu tuzaktan kaçmanın pratik yolu aldığınız övgülerin ve başarılarınızın kaydını tutmaktır. Her hedefe ulaştığınızda ya da beklentiyi aştığınızda bunu not alın. Ayrıca ekibiniz ya da şirketiniz için de başarı kaydı tutabilirsiniz. Pozitif geribildirim içeren e-postaları, tweetleri veya mesajları saklayın. Bunlar size iyi iş çıkardığınıza dair objektif kanıt sunacaktır. Bu sayede kuşkulu veya bunalmış hissettiğinizde bu dosyayı inceleyebilirsiniz. (Ek bir faydası: Başarı kaydı öz değerlendirmeyi ve performans değerlendirmesini kolaylaştırır.)

Pozitifliği bir kenara bırakmak. Bu düşünce tuzağı süzgeçten geçirmeye oldukça benzerdir. Ancak kaygılı ve başarılı kişilerde sıklıkla görüldüğü için ayrıca üzerinde duruyorum. Pek çok liderin başarılarının, şans veya iyi zamanlamadan kaynaklanan bir tesadüf olduğuna ısrar ettiğini ve herhangi birinin bu başarıyı elde edebileceğini söylediğini duydum. Bu alçakgönüllülük gibi göründüğü için diğer tuzaklar kadar zararlı olmayabilir; fakat eğer bu durum sizi yeni bir şey denemekten ve başarıyı tekrarlamaktan alıkoyarsa büyük problemlere sebep olabilir. Örneğin eski bir iş arkadaşım topluluk önünde konuşmaktan korkuyor. İyi sunumlar yapmasına rağmen her birinin şans olduğuna inanıyor. Bundan dolayı da topluluğa daha açık olunması gereken pozisyon fırsatlarını kaçırıyor.

“-meli -malı” ifadeleri. Şimdiye kadar kariyerimde daha ileride olmalıydım. Bu şirkette başarılı olmak bu kadar zor olmamalı. Daha iyisini yapmalıyım. Bunun gibi yaygın düşünce tuzağı örnekleri gerçeklik beklentilerinize ya da umutlarınıza uymadığında ortaya çıkar ve sonu yoktur. “-Meli, -malı” ya da “gerek” ve “zorunda” gibi ifadeleri içeren cümleler motivasyonunuza ve ruh halinize zarar verebilir. Burns, bunun sebebinin bu tarz ifadelerin sizi değişiklik yapmak ve hedeflerinize doğru ilerlemek için donatmak yerine hüsrana uğramış ve asi hissettirmesinden kaynaklandığını ifade ediyor.

Kendinizi “olmalı” cümlesi kururken bulursanız cümleyi daha nazik ve daha az talepkar şekilde söylemeye çalışın. Örneğin kariyerimde çok daha ileride olmalıyım yerine kariyerimde daha fazla yükselmek istiyorum şeklinde ifade etmeyi deneyin. Sonrasında problemi düzeltebilecek aksiyonlar olup olmadığını düşünün. Eğer varsa onların peşinden gidin. Eğer yoksa “olmalı” cümlenizin gerçekçi olmadığını fark edebilirsiniz. Örneğin, “Patronumun ihtiyaçlarını her zaman tahmin edebilmeliyim” cümlesi mümkün değildir.

Sosyal karşılaştırma. Kendinizi başkalarıyla karşılaştırmak özellikle de kaderci öz değerlendirmeyle sonuçlandığında oldukça zararlıdır: O, her zaman benden daha fazla maaş alır. Şu, benden her zaman daha fazla para kazanıyor. Bu tarz örnekler işte işbirliğini ve kolektif performansı engelleyerek sağlıksız rekabete ve endişenin artmasına sebep olur.

Bunu yenilemek için karşılaştırmanın yerine merak etmeyi koyun. Örneğin Chhaya kendisini “Aa, yaptıkları şey ilginç görünüyor. Ben neden denemiyorum?” ya da “Bu onların işine yaradı ama benim yapmak istediğim bir şey değil” diye düşünmek konusunda eğittiğini ifade ediyor. Önemli olan başkalarının başarılarının dikkatinizi dağıtmasına ve sizi kaygılandırmasına izin vermemektir. Bunun yerine kim olduğunuza ve ne başarmak istediğinize odaklanın.

Kişiselleştirme ve suçlama. Bunlar aynı düşünme hatasının karşıt ifadeleridir. Kişiselleştirme kontrolünüzde olmayan durumlardan ve aksiyonlardan kendinizi sorumlu tuttuğunuzda meydana gelir. Örneğin çalışanlarınızdan biri zor durumdaysa bunu kötü bir yönetici olmanıza kanıt olarak alırsınız. Psikologlar, kendimize kontrol etme illüzyonu verebilmek, sorundan kaçmak ya da çocuklukta öğrendiğimiz itaatkarlığı tekrarlamak için bu düşünce tuzağına düşebileceğimize inanıyor.

Buna karşın suçlama ise problemi tam olarak başkalarına yüklemeyi içeriyor. İş yüküyle başa çıkamaması tamamen çalışanınızın suçu oluyor. Çalışanınızın yüksek standartlarınıza neden uymadığını anlayamıyorsunuz.

Gerçeğin muhtemelen ikisinin arasında bir yerde olduğunu veya en azından daha fazla araştırma gerektirdiğini kabul etmek sağlıklı bir yanıt olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bir örnekte çalışanınızla görüşmeli, probleme neyin sebep olabileceğini sormalı ve sonrasında olası çözümler üstünde birlikte strateji oluşturmalısınız.

Uzun uzun düşünmek. Bu düşünce tuzağı geçmişteki olumsuz durumlar, mevcut ya da gelecekte olacağını düşündüğümüz problemlerle ilgili takıntılı ve sürekli düşünceleri ifade eder. Uzun uzun düşünmek kaygıyı artırır ve oldukça yaygındır. Hepimiz dikkatsizce yaptığımız bir yorumu, kötü bir kararı, acı bir olayı ya da başarısızlığımızı tekrar tekrar düşünmüşüzdür. Ayrıca hepimiz işte ya da ilişkide yaşadığımız diğer her şeyi bastıran bir zorluğa takıntılı hale gelmişizdir.

Uzun uzun düşünmenin verimli algılamadan farkı size yeni bir düşünce, davranış ya da problem çözme yolu sunmamasıdır. Sadece aynı olayı tekrar tekrar düşünürüz; bu da olumsuz bir düşünce yapısına hapsolmamıza sebep olur. Geleceğe odaklı uzun uzun düşünmek belki iyi hissettirebilir. Zor bir görev hakkında endişe ediyorsanız daha sıkı çalışırsınız ya da olumsuz bir sonuç olacağını düşünüp duruyorsanız bundan kaçınmak için elinizden geleni yaparsınız. Ancak işler bu şekilde işlemiyor. Takıntılı olmak neredeyse her zaman sizi aksiyon almadığınız bir durum içinde güçsüz halde bırakır.

Uzun uzun düşünmeyi engellemek için yaptığım şeylerden biri düşüncelerimi yazmaktır; böylece düşüncelerimin mantıklı ya da mantıksız olduğunu daha iyi görebilirim. Bu da ilerlemeye devam etmek konusunda beni motive eder.

Duygusal düşünme. Bu tuzak, “Böyle hissediyorum o halde doğru olmalı” düşüncesiyle özetlenebilir. Örneğin: Uçağa binmekten çok korkuyorum; yani uçmak tehlikeli olmalı. Ancak herhangi bir psikolog size duyguların, düşünceler ve inanışların bir ürünü olduğunu söyleyecektir. Eğer düşüncelerimiz önyargılıysa yaşadığımız duygular da gerçekliği yansıtmayacaktır.

İşte duygusal düşünme, fazla iş yükünden bunalmış hissettiğinizde işimi yapamıyorum düşüncesiyle ortaya çıkabilir. Ne yazık ki bu düşünce sizi sağlıksız bir tepkiye itebilir ve kendi kendini gerçekleştirebilir. Örneğin bunaldığınızda kaçıyorsanız ya da erteliyorsanız durumu daha kötü hale getirirsiniz.

Bunun yerine tıpkı diğer tuzaklarda yaptığınız gibi bu düşünceleri kafanızdan atmak için gerekeni yapmalısınız. Tarafsız bir gözlemciyle konuşup duygusal düşündüğünüz örneklerin gerçekliğini test edin. Örneğin işinizde yetkin hissetmemenizin yanlış ya da abartılmış bir düşünce olması çok muhtemeldir.

Tuzaklardan Kaçınmak

Belirli tuzaklarla nasıl baş edileceği konusunda yukarıda bazı öneriler sundum; fakat kapsayıcı pratikler bütün tuzaklardan kaçınmanıza yardımcı olabilir. (Ayrıca kaygılı ve başarılı insanların çoğuna bir terapistle beraber çalışmalarını öneriyorum.)

Kaygıyı müttefikiniz haline getirin. Kontrol altına altığınızda bu karmaşık duygu faydalı bir bilgi kaynağı ve en sonunda bir liderlik avantajı haline gelebilir; fakat bunu sadece duyguyu daha iyi anlayarak yapabilirsiniz. Kendinize “Beni ne endişelendiriyor?”, “Beni endişelendiren şey bir durum mu, sonuç mu yoksa bir insan mı?” ya da “Neden bu konuda endişeliyim?” gibi derine inen sorular sorun.

Kaygınızın gerçek kaynağını belirlediğinizde refleks temelli davranmayı bırakabilir; böylece amaçlı ve odaklı çalışabilirsiniz. Chhaya “kuruntulu” tarafıyla barıştığını ifade ediyor: “Birçok konu hakkında önceden düşünebilmemi sağladığı için bunun benim doğal eğilimim olduğu ve bazı yönlerden yararlı olduğu gerçeğiyle başa çıkmaya başladım.”

Öz şefkat alıştırmaları yapın. Psikoloji profesörü Kristin Neff, “kendini yargılayan” yerine “kendine nezaket gösteren”i koyduğumuzda kaygının büyük oranda azalabileceğini ifade ediyor. Kendinize daha pozitif yaklaşırsanız daha iyi hissedersiniz; daha net düşünürsünüz ve düşünce tuzaklarından kaçabilirsiniz.

Şu alıştırmayı deneyebilirsiniz: Son zamanlarda iyi yaptığınız bir şeyi düşünün. Belki işte iyi bir sonuç aldınız, arkadaşınızla verimli bir fikir alışverişinde bulundunuz ya da çok dolu bir güne spor yapmayı sığdırabildiniz. Kendinize iyi bir iş çıkardığınızı söyleyin ve bunu hissetmeyi deneyin. Olumsuz düşünceye, eleştiriye ya da yapacaklar listesindeki bir sonraki adımınıza atlamayın. Başarınızın bir süreliğine tadını çıkarın.

Espriyi görün. Bazı düşünce tuzaklarının mantıklı sonuçlarını incelediğimizde aslında oldukça komiktir: Yaptığınız yazım yanlışı kovulmanıza sebep olacak mı? Şirketin satış hedefini gerçekleştirememesi tamamen sizin hatanız olabilir mi? Tabii ki hayır! Eğer bu absürtlüğü kabul edip sizi eğlendirmesine izin verirseniz düşünce tuzağının kontrolünü gevşetmiş olursunuz. Kaygınızı ona nasıl güleceğinizi öğrenerek etkisiz hale getirin.

Fiziksel olun. Bazen kafanızı boşaltmanın en iyi yolu bedeninizi hareket ettirmektir. Merdivenleri tırmanın. Ayağa kalkın ve esneyin. Müzik açın ve dans edin. Bir şeyleri düşünmek yerine sadece yazmak bile zihin ve beden ayrımını sağlayabilir.

Rehberli meditasyon yapmayı deneyin. Uzmanlar kaygıyı azaltma yollarından biri olarak uzun zamandır meditasyonu tavsiye ediyor. Ancak bir düşünce tuzağına sıkışıp kaldığımda sessiz meditasyonun uzun uzun düşünmeme sebep olduğunu fark ettim. Meditasyon bir anda felaket senaryoları kurmaya, süzgeçten geçirmeye, etiketlemeye ya da o gün kaygıya sebep olan herhangi bir şeye dönüşebiliyor. Rehberli meditasyon yapmak (başka bir insanın sizinle meditasyon boyunca konuşması) daha iyi bir yol olabilir. Bu meditasyon tarzı faydasız düşüncelere odaklanmak yerine size kendinize odaklanabileceğiniz bir alan sağlar. Durup yeniden başladığımızda sihri gerçekleştirebiliriz.

Sadece hayır deyin. Bu size çok basit görünebilir ama işe yarar bir yoldur. Bir düşünce tuzağına takıldığınızda bunu “Hayır”, “Dur”, “Hayır, teşekkürler” ya da “Bugün olmaz” diyerek engelleyin. Bu alışkanlık, kazandıkça daha da güçlenir. Bu şekilde beyniniz, kaygı dolu düşünceler sizi tuzağa düşürmeden bundan kurtulmayı öğrenebilir.

Potansiyelinizin farkına varın

Tam potansiyelinize ulaşabilmek için düşünce tuzaklarının sizi engellemesine izin vermemelisiniz. Örneğin Goldstein, farkındalık ve öz şefkat uygulamalarını öğrenmek için işten bir süreliğine izin aldıktan sonra düşünce tuzağından kurtulabildi. Hala hırslı ve bazen de kaygılıydı; fakat sonuçta felaket senaryoları üretip sıkışmış hissetmiyordu.

Chhaya da benzer şekilde kanıtların şüphelerini ve endişelerini hafiflettiğini fark etti: “Son yedi yıldır bu işte başarılıyım ve her zamankinden daha meşgulüm. Ancak şimdi iyi olacağım diyebiliyorum.”

Bense kaygılı-başarılı kişiliğimden fayda elde etmenin timsaliyim adeta. Hatta bu konuyla ilgili bir podcast yayınladım; kitap yazdım ve benim gibi olan insanlara rehberlik ettim. Verdiğim mesaj oldukça basit: Eğer kaygımızı kontrol edebilirsek ve bedelini hafifletebilirsek daha enerjik ve verimli çalışmak konusunda kendimize yardımcı oluruz. Daha iyi performans sergileyip iyi hissederiz. Ayrıca insanların uğrunda çalışmak istediği ve pozitif değişim yaratmak için vizyoner riskler alabilen biri oluruz. Sürekli stresli hissetmeden daha büyük başarılar olmasa da aynı başarıyı elde edebiliriz. 

MORRA AARONS-MELE, The Anxious Achiever: Turn Your Biggest Fears Into Your Leadership Superpower (Harvard Business Review Press 2023) kitabının yazarıdır. Bu makale ilgili kitaptan ve LinkedIn Presents’in Anxious Achiever podcast’inden uyarlanmıştır.



Comments


Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar
Arşiv
Etiketlere Göre Ara
Henüz etiket yok.
Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
bottom of page